16.03.2022, 16:22

Adam bir yıl önce bağırmış da kimse duymamış!

banner211

Çocukluğumuzda öğretmenlerimiz övünerek şunu söylerdi: Türkiye tarımda kendine yeten sayılı ülkelerden bir tanesi.

Şu an aynı cümleyi maalesef kuramıyorlar.

Çünkü Türkiye, pek çok alanda dışa bağımlı hale geldi ve bu alanların en önemlisi de bana göre tarım.

Zira Atatürk’ün şu meşhur sözünü hatırlatmak isterim: Milli ekonominin temeli tarımdır!

*

Yıllardır arka plana attığımız, ‘ne gerek var ithalatla çözeriz’ dediğimiz tarım alanı, özellikle pandemi ve şu sıralarda gerçekleşen Rusya-Ukrayna savaşıyla beraber tartışma konumuz haline geldi.

Tarımı ağzına almayanlar, milyar dolarların betona gömülmesini alkışlayanlar, tüketimi özendirip üretim ekonomisini görmezden gelenler, şu sıralar viyaklıyorlar: Tarım elden gidiyah!

Evet, ivedilikle tarımsal kalkınma hamlesine geçmediğimiz taktirde, milli ekonominin temeli olan tarım, belki de tamiri imkansız bir vaziyetin pençesine düşecek.

*

Yıllardır tarım konusunda uyarı yapan ve alanında uzman olan bu ülkenin aydın insanları, pek dikkate alınmadı.

Daha çok, tüketimi özendiren çığırtkanlar sistematik bir biçimde öne çıkarıldı; aynı çığırtkanların bugün “tarım elden gidiyah” deyişlerinin öne çıkarıldığı gibi.

Sadece “tarım elden gidiyah” diyorlar; fakat geçmişten bugüne herhangi bir tahlil yapmıyorlar, sorumlu aramıyorlar, çözüm üretmiyorlar.

Vatandaşın gazını şöyle bir alıp konuyu kapatıyorlar.

Ve bugün, tarım alanında uzman olan aydınlar ne kadar bağırsalar da, seslerini yine duyuramıyorlar.

Çünkü onlar gerçeği anlatacaklar, kafa açacaklar!

Muktedirler bunu ister mi?

Elbette istemezler, zira “tarım elden gidiyah” şeklinde ahkam kesenlerin sesleriyle aydınları pek güzel bastırıyorlar.

*

Bir örnek…

*

İsim vermeyeyim, fırıldaklığıyla nam salmış bir isim, kibrit kutusu büyüklüğünde bir yazı kaleme almış.

Yazının sonunda demiş ki: Tarım konusu milli beka konusu haline getirilmeli.

Hepsi bu kadar.

İyi de neden milli beka konusu haline getirilmeli?

Biz tarımda kendine yeten sayılı ülkeler arasındayken niçin şu an dışa bağımlı hale geldik?

Anlatmıyor.

Bu noktada sorumlular kimler?

Anlatmıyor.

Nasıl tekrar üretime geçebiliriz?

Anlatmıyor.

Vatandaş ne yapmalı?

Anlatmıyor.

*

Öbür tarafta, yıllardır, tarım meselesini detaylarıyla anlatanlar var; ama dedim ya, muktedirler duymak istemiyor.

Uzağa gitmeye gerek yok.

Şehrimizden, Eskişehir’den bir örnek vereyim.

Güven Erdoğan!

Gıda sektöründen ekmek yiyor.

Eskişehir Sanayi Odası’nın da yönetim kurulu üyesi.

Daha önceki söylemlerine hiç değinmiyorum; yakın zamanda verdiği bir mülakattan bahsetmek istiyorum.

Bugün tarım krizi bu denli büyümeden, “tarım elden gidiyah” çığırtkanları daha palazlanmadan, geçen yıl demişti ki: Tarım bir ülke için milli güvenlik meselesidir!

Dikkat edin, bugünün çığırtkanları gibi “tarım milli beka konusu haline getirilmeli” demiyor.

Tarımın bir ülke için milli güvenlik meselesi olduğunu, ticarethane işletmesine rağmen, başına bir şey gelebileceğini göze alarak net ifadelerle cesurca ilan ediyor!

Tabii bunu söylerken, çığırtkanlar gibi meseleyi basite indirgeyip konuyu geçiştirmiyor, ifadesinin içini de dolduruyor.

Bakın tam bir yıl önce demiş ki Güven Erdoğan:

DEVLETE ‘TARIM HAMLESİ’ ÇAĞRISINDA BULUNMUŞ

“Bir kere tarım konusunda bizi lider ülkeler sınıfına alacak bir devlet politikamızın olduğunu düşünmüyorum. En basitinden, çiftçilerimiz şehirlere taşındığı sürece biz tarımda başarılı olamayız. Evet, bize her sektörden işgücü lazım, ama çiftçi de lazım ve hatta hayati önem taşıyor. Bakın İngiltere’ye. Avrupa Birliği’nden çıktıkları için çiftçi ihtiyacı doğdu ve bunu karşılamak amacıyla bu işi bilenlere geçici pasaport verip yüksek ücret garantisiyle ülkelerine çağırıyorlar. Bir nevi insan ithalatı yapıyorlar. Bizde de benzer bir süreç yaşanıyor. Şimdi bizim çiftçilerimiz tarlalarını bırakıp şehirlere geliyorlar. Dolayısıyla yeterli üretime ulaşamadığımız için bazı tarım ürünlerini önemli ölçüde dışarıdan alıyoruz. Ve öngörüm şu ki: Derhal önlem alınmazsa, bu ithalat hızla büyüyecek. Ne yapılması gerekir? Bir kere çiftçiye verilen teşvikler yetersiz. Girdi maliyetleri oldukça fazla; mazot, gübre, ilaç vesaire… Şimdi çiftçi, ürettiği mahsulden zarar ederse üretmeye devam edebilir mi? O nedenle başta söylediğim gibi, devletimiz ciddiyetle bir milli tarım hamlesi başlatmalı. Bizim topraklarımızdan bereket fışkırıyor. Bu bereketi heba etmek, gelecekte daha büyük sorunlara yol açacak.”

*

Erdoğan’ın ifadeleri, bu anlattıklarıyla da sınırlı değil.

O halde, devamını okuyalım:

AFRİKA ÜLKELERİNİ ÖRNEK GÖSTEREREK UYARI YAPMIŞ 

“Tarım demek gıda demek, bir ülkenin geleceği demek. Daha da ileri gidiyorum, ülkelerin bağımsızlıkları demek; hem ekonomik anlamda, hem siyasi anlamda. İnsanlar doymak zorunda. Ve sağlıklı beslenmek zorunda. Bunu başaramayan devletlerin sonunu görüyoruz, Afrika ülkelerini görüyoruz.”

*

Bitti mi?

Bitmedi!

Tarımın, özelinde sağlıklı beslenmenin, milletlerin yaşam şeklini nasıl etkileyeceğini, devletlerin gelişmesinde hangi rolü oynayacağını da anlatmış Erdoğan.

Şöyle ki:

'İTHAL TOHUMLAR HASTALIK GETİREBİLİR, TOPRAKLARIMIZI VERİMSİZLEŞTİREBİLİR'

“Aç olan ve sağlıklı beslenemeyen insan düşünebilir mi? Ülkesi adına, demokrasi adına, özgürlükler adına, bilim adına üretim yapabilir mi? Yapamaz; çünkü aklındaki tek şey karnını doyurabilmek olur. Ve bunu yapabilmek için de, özellikle çaresiz kaldığında tasvip etmeyeceğimiz her yolu dener. Böyle bir ülkede, böyle bir ortamda yaşamak ister miyiz? Yani demem o ki, tarım, bir ülke için milli güvenlik meselesidir. Öte yandan, şimdi biz, bize düşman olan, bizi bir kaşık suda boğmak isteyen ülkelerden tohum ithalatı yapıyoruz. Bir kere ürün veriyor, bir daha yok, yani kısır tohum kullanıyoruz. Peki, bu tohum sağlıklı olabilir mi? Tohum ithal ettiğimiz ülkeler, kendi ülkelerinde bize sattıkları tohumları kullanıyorlar mı? Başka bir senaryo çizeyim size. İthal tohumların, ilerleyen yıllarda başımıza bir hastalık belası açmayacağı ne malum? Ya da toprağımızı verimsizleştirip üretime kapalı hale getirmeyeceğini kim iddia edebilir? O nedenle biz, toprağımıza, yerli tohumumuza, suyumuza ve çiftçimize sahip çıkacağız. Toprağımızı koruyacağız, geliştireceğiz, üreteceğiz. Tohumumuzu kimsenin çalmasına izin vermeyeceğiz, olabildiğince üretecek ve saklayacağız. Suyumuzu dengeli kullanacağız; örneğin damla sulama sistemini tercih edeceğiz, kurak olan bölgelerde bol su isteyen ürün yetiştirmeyeceğiz. Teknolojiye ayak uyduracak, makineleşmenin önündeki engelleri kaldıracağız; bu konuda çiftçimize de destek vereceğiz. Kısacası, devlet olarak, topyekûn, ciddi bir milli tarım kalkınma planlaması gerçekleştirmemiz şart.”

*

Evet, Güven Erdoğan’ın 2021’de verdiği bir mülakatta aktardıklarını siz değerli okurlarımıza sundum.

Bu noktada Atatürk’ün şu sözünü hatırlatmak isterim: Gerçek işgaller kılıçla değil, sabanla yapılır.

Aslında Erdoğan’ın ifadelerinin özeti, bu sözde saklı.

Adam bundan bir yıl önce bağırmış da, kimse duymamış!

Daha doğrusu, muktedirler kulaklarını tıkamışlar.

Ve bugün, tarımda dışa bağımlı olduğumuza ilişkin tartışma ortamını alevlendirmemek adına yine aynı senaryoyu uyguluyorlar: Çığırtkanlarını kamuoyunun önüne sürüyorlar ki aydınları bastırsınlar, milletin gazını alsınlar diye.

Ancak hangi koşulda olursa olsun bizler, kamuoyuna olan sorumluluğumuzu yerine getirip, gücümüz yettiğince yurttaşlarımızı bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Tıpkı bu yazıda olduğu gibi...

saglisolluhaber.com

Yorumlar (0)
20
açık

Gelişmelerden Haberdar Olun

@