15.10.2021, 16:33

Covid-19'a yakalandım! Yaşadıklarım, düşündüklerim...

Bir akşam üzeri serinliğinde ve rüzgârlı bir ortamda üşüdüğümü hissettikten sonra hapşırma, burun tıkanıklığı ve akıntısını takiben sesimde kısılma, kalınlaşma başladı. Hapşırma ön planda olduğu için önceleri gribal bir enfeksiyona yakalandığımı düşündüm ve her zaman olduğu gibi ayakta geçirebileceğimi tahmin ettim, ancak çalıştığım yerdeki bir arkadaşımda PCR testi pozitif çıkınca şikayetlerim azalmış bile olsa bende test yaptırmaya karar verdim. Ne yazık ki benimde testim pozitif çıktı ve hemen evde karantina uygulaması için iş yerimden evime gidip evimin bir odasında filyasyon ekiplerinin bilgisi dahilinde kendimi çocuklarımdan ayrı izolasyona aldım. İyi ki o gün test yaptırmışım, yoksa o gün Cumartesi öğleden sonra bir panele, akşama büyük bir düğüne ve Pazar günü de bir cenaze töreni ile bir mevlide gidecek, Covid-19 virüsünün yayılmasına bayağı yüksek oranda katkı sunacaktım.

AMACIM GEVŞEMENİN ÖNÜNE GEÇMEK

İlk şoku atlatıp 1. derece yakınlarımı haberdar ettikten ve kendimi mecburen izole ettikten sonra Facebook sayfamdan paylaşım yaptım. Paylaşımımın amacı 2 Çin, 2 Alman aşısı toplam 4 aşıya rağmen de koronaya yakalanılabileceğini bildirmek, kişilerin aşılıyım diye gevşemesini önleyebilmek, aşının önemine işaret edip; maske, mesafe, hijyenin ne kadar gerekli olduğunu anlatmaktı. Çok kısa sürede paylaşımıma binin üzerinde yorum, bine yakın beğeni yapıldı. Yüzlerce geçmiş olsun telefonu aldım ve halen hem geçmiş olsun diye, hem de sağlık durumumun gelişimi hakkında bilgi almak için aramalar sürüyor. Eşim telefonlar geldikçe benim direncimin arttığını, moralimin ve yakınmalarımın düzeldiğini gözlemlediğini söylüyor. Gerçekten aranmak, hatırlanmak, değer verilmek, sevilmek, toplum içindeki yerini görmek dünyanın en güzel duygularından olsa gerek. Amacımı anladıkları için yerel gazetecilerimiz hastalığımı haberleştirip ulusal basına bile taşıdılar, köşe yazılarında, televizyon programlarında gündeme getirdiler. Basından görüp de izimi bulan 20-25 yıl önce ameliyat yaptığım hastalarımın telefondaki dua ve temennilerini unutmayacağım.

50 KİŞİDEN BİRİ ÖLÜYOR!

Gerek basın gerek sosyal medya aracılığı ile mesajlarım yerine ulaştıktan sonra artık yavaş yavaş kendimi düşünmeye başladım. Çünkü bir hekim olarak Covid-19’un nelere yol açabileceğini biliyordum ama insanın kendi başına gelince daha farklı olduğunu anladım. Covid-19 gerçekten çok tehlikeli ve kesin tedavisi daha bulunamamış bir hastalık. Dünya çapında yayılmış salgında bu hastalığa yakalanan 219 milyon kişinin 4 milyon 550 bini ölmüş. Yani tüm dünyada ölüm oranı yüzde 2,07. Hem de özellikle delta varyantında hastalığın başlayıp sonlanması arasındaki kısacık sürede bu büyük bir oran. Ülkemiz ise vaka sayısında dünya ülkeleri arasında 6. sırada, vefat sayısında ise 17. sırada, ölüm oranımız ise inanırsak yüzde 0,88. Bizden fazla vaka sayısı olan ülkelerdeki ölüm oranı resmî verilere göre ABD’de yüzde 1,62, Hindistan'da yüzde 1,32, Brezilya’da yüzde 2,78, Birleşik Krallıkta yüzde1,66, Rusya’da yüzde 2,77. Görüldüğü üzere bizim ölüm oranımız çok çok az ama keşke böyle olsaydı, böyle olmadığını sahadaki herkes biliyor. Sonuçta en az dünya ortalaması kadar, yani en az yüzde 2 civarında bir ölüm oranımız olduğunu, daha açık bir ifadeyle toplamda en az 150 bin vefat sayımız olduğunu düşünüyorum. Buradan hareketle, her hasta olan 50 kişiden birinin öldüğünü bilmek gerçekten kötü bir şey. Bionthec aşısının yüzde 88 koruyuculuğuna rağmen, yüzde 12’lik gruba girip hastalanmam, yüzde 96 oranında hastalığın ağırlaşmayıp ölüme yol açmayacağını, hafif geçeceğini bildiğim halde yüzde 4'lük gruba girip girmeyeceğimi bilememek gerçekten kötüydü.

MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM

Ülkemizdeki ortalama ömrün 3/4’ünü geride bırakmış olup son düzlüğe belki de son viraja girmişken şöyle geriye doğru bakıp düşündüm; daha yapacak çok işim vardı, çalışıp çabalayıp mücadele etmekten bu yaşa nasıl geldiğimi anlayamamıştım. Daha kızım doktorasını bitirmemiş; oğlum evlenmiş ama kızım bekardı ve torunum bile daha yoktu. Eşimle hep çalışmaktan dolayı doğru dürüst tatil bile yapamamıştık. 20 yıla yakın süredir istemediğim şekilde yönetilmiş, üzerine kara bulutlar çökmüş ülkemin ekonomisi iyice bozulmuş, erken seçim için gerekli şartlar çoktan oluşmuş, ufukta tünelin ucunda ışık gözükmüşken, belki de millet iktidarı  şekillenirken çekip gitmenin zamanı mıydı? Daha yaşanacak, görülecek, her şeyin çok güzel olacağı nice günler vardı ve bu günler çok yakındı. Bunları düşünerek kendimi toparladım ve tamamen iyileşmeye odaklandım. Uzman olduğum 1995 yılından bu güne kadar aralıksız 2 hafta izin kullandığımı hatırlamıyorum. Bu süreci dinlenerek güzellikle iyi bir şekilde atlatıp yeni bir heyecan, hırs ve azimle gerek sağlık, gerekse toplumsal alanda mücadeleye kaldığım yerden devam edip ideallerime ulaşmaya çalışacağım.

saglisolluhaber.com

Yorumlar (1)
HÜSEYİN KARASOY 2 ay önce
Sayın muharrem abicim tekrar geçmiş olsun,çok daha güçlü ,sağlıklı bir şekilde görevinin başına döneceğin günleri bekliyoruz.Bir doktor olarak şehrimizin,ileride yakın bir zamanda milletvekili olarak ülkemizin senin gibi değerli insanlara ihtiyacı olacak.
13
parçalı bulutlu
Gelişmelerden Haberdar Olun
@