09.06.2022, 14:55

ESOGÜ'nün yeni rektörünün iki seçeneği var!

banner211

Dört yıl önce, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ni (ESOGÜ) ilk kez dünya konuştu.

Ancak utanç verici bir katliam ile!

Dört bilim insanı öldürülmüştü.

Katliama imza atan kişi ile o dönemin bazı üst düzey yöneticilerine ilişkin pek çok iddia hala hafızalardaki yerini koruyor.

Yargılama yapmak elbette bize düşmez, yüz kızartan olaya ilişkin hukuki süreç devam ediyor…

*

Olayın ardından üniversitede bir ‘temizlik’ yapılması gerektiği konusunda herkes hemfikirdi.

Haydi temizlik demeyelim de, en azından bir 'yenilenme' zorunluluğu vardı…

Bu noktada, Ankara’dan Prof. Dr. Kemal Şenocak’ın rektörlük koltuğuna atandığını duyduğumuzda, ‘haydi inşallah’ dedik.

Atandıktan sonra düzenlemiş olduğu ilk basın toplantısını hatırlıyorum…

Pozitif, gülen ve hedefleri olan bir ‘bilim insanı’ portresi çizmişti.

Acaba, üniversiteyi toparlayabilecek miydi?

Zor görünüyordu, ancak imkânsız değildi…

*

Hukukçu kimliğinden olsa gerek, aslında daha da önemlisi adalete inanan bir zihin yapısına sahip olduğu için, öncelikle üniversitede adaletli bir yönetimi tercih ettiğini gördük.

Aynı zamanda, yönetimde liyakate dayanan, ekonomide tasarrufu ve kaynak yaratmayı önceleyen bir anlayışı tercih ettiği gözlemleniyordu.

Çoğu rektör gibi ‘siyasetçilik’ yapmadı, herhangi bir parti ile anılmadı, ‘şuna yakın buna uzak’ yorumları duyulmadı, ‘o kurumla çalışırım bu kurumla çalışmam’ demedi, ‘dost işi kıyaklara’ imza atmadı.

Yapılmayacak işi, kim rica ederse etsin yapmadı ve kibarca ‘haydi oradan’ dedi; zira ahlaklı ve vicdanlı insanların sevgisini kazanırken, ayrıcalık isteyip de istediklerini alamayanların nefretiyle mücadele etti.

*

Peki, bu anlayışla beraber üniversite, Eskişehir, Türkiye ve dahi bilim dünyası ne kazandı?

Sadece aklıma gelenleri sıralamam gerekirse…

Kemal Şenocak;

- Çoğu kurum ile siyasi nedenlerle irtibatı bulunmayan üniversiteyi şehirle bütünleştirdi.

- Ayırt etmeksizin, üniversitenin menfaati doğrultusunda tüm kamu kuruluşlarıyla iş birliği yaptı.

- Bilimsel makale sayısında sürünen bir üniversiteye adeta çağ atlattı; öyle ki akademisyenleri sürekli teşvik etti, ödüllendirdi, kimin kaç makale yazdığını ve hangi konularda yazdığını tek tek kendisi not ediyordu, akademisyenler arasında düzeyli bir rekabet ortamı yarattı, ‘ahbap çavuş ilişkileriyle değil’ bilimsel yayınlarla öne çıkıldığı bir sistem kurdu, bu noktada küskünleri de harekete geçirdi.

- Özellikle son dönemde yetersiz mali kaynağa ve tıp fakültelerini zorlayacak uygulamalara imza atılmasına rağmen, Tıp Fakültesi Hastanesine yeni birimler kazandırdı. Bu noktada Prof. Dr. Ali Arslantaş’ın gayreti önemliydi.

- Atıl olarak duran, Sayıştay raporuna ‘kamu zararı’ olarak yazılan bir binayı ayağa kaldırdı ve o binaya Teknoloji İnovasyon Merkezi açtı. Merkezde dikkat çeken projeler geliştiriliyor. Öğrenciler de söz konusu projelerde yer alıyorlar ve hem tecrübe hem de para kazanıyorlar. Bu anlamda özel sektörün lider kuruluşlarıyla da projelere imza atıyorlar. Aynı zamanda hazırlanan başarılı projeler destek görüyor ve hibeler almaya hak kazanıyor. Prof. Dr. Ahmet Yazıcı’nın söz konusu merkeze yaptığı katkıyı da yazmadan geçmek istemem.

- Eskişehir’e bir hukuk fakültesi daha kazandırdı. Ama eften püften bir fakülte değil bu. Daha ilk yılında, devlet üniversiteleri içerisinde hukuk fakültelerinin ilk açılanları arasında en yüksek puanı olan fakültelerden oldu. 'ASOS Hukuk Sempozyumu', 'Sigorta Hukukunda Uzman Arabuluculuk' ve 'KVK Hukuku' başlıklı yayınlarıyla kısa zamanda dikkat çekmeyi başardı. Eskişehir Barosu ile iş birliğine imza atarak ‘Periodicumuis’ adında uluslararası bir dergi de çıkarıyor. Ve yine Hukuk Fakültesi, Türkiye’de bir ilk olacak 'Uzay ve Hava Hukuku' alanını açmaya hazırlanıyor. Bu noktada Kemal Şenocak, fakülteyi genç isimlere emanet etti. Doç. Dr. Pelin Karaaslan ile Dr. Öğretim Üyesi Barış Toraman’ı çabaları için anmak istiyorum.

- Havacılık kenti olarak anılan Eskişehir’in bir eksiği vardı. Bu eksiği kapatmak için Uçak Mühendisliği Bölümü’nü kurdu. Önemli akademisyenleri transfer etti. TEI, TUSAŞ, Hava İkmal gibi kurumlarla protokoller imzaladı. Öyle ki, Silikon Vadisi’nde görev yapan bazı hocalar üniversiteye gelmek istiyorlar. Tersine beyin göçü anlayacağınız! Dahası, pahalı bir bölüm olan Uçak Mühendisliği’ne bağışlar da geliyor. Örnek mi? Uzay sanayide kullanılan ve bir milyon dolar değerinde bir tezgah alındı; işte bu bir bağıştı. Burada da Prof. Dr. Melih Cemal Kuşhan’ın hakkını teslim etmek istiyorum.

- Kemal Şenocak’ın Alman ekolünü benimsemesinden olabilir, Almanya’nın önemli üniversiteleriyle irtibatlar kuruldu, gelecekte yapılacak çalışmalar için önemli bir detay bu. Beri yandan, Teknoloji Geliştirme Bölgesi kurulması girişimi olumlu sonuçlandı, Resmi Gazete’de yayınlandı. Ayrıca, ESOGÜ’nün araştırma üniversitesi statüsü kazanmasına az kaldı. Vesaire…

*

Başta da vurguladığım gibi, tüm bu aktardıklarım, bir çırpıda aklıma gelenler; her bir çalışmayı burada kaleme almaya girişsem, biliyorum ki sıkılır ve yüzde 99.9’umuzun yaptığı gibi okumayı bırakırsınız…

*

İşte, tüm bu yapılanlar ile ne ortaya çıktı?

- ESOGÜ, pek çok prestijli araştırmada Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasında girdi. Yalnızca bir örnek vereyim. Uluslararası üniversite sıralamaları yapan ve önemli kuruluşlardan olan Round University Ranking’in araştırmasında, ESOGÜ, Türkiye’deki üniversiteler arasında 12. sırada yer aldı. Bunun yanında, yine önemli araştırmalardan bir tanesinde dünya üniversiteleri listesine girdi.

- Eskişehir’in, özellikle üniversite eğitiminde düşen kalitesini bir hayli yükseltti. Öyle ki ülkemiz öğrencilerinin yanı sıra yurt dışından yapılan tercihlerde de, ESOGÜ öne çıkan üniversitelerimiz arasında yerini aldı.

- Belki de en önemlisi, üniversitenin yerin dibine giren itibarı tekrar yükseldi ve dahi, sayılı üniversiteler arasına girmeyi başardı.

*

Yazımın sonuna yaklaşırken şunu söylemek isterim.

Kemal Şenocak, aslında ‘kafa açtı’.

Şöyle ki…

Türkiye’de içinden çıkılmaz bir girdabın, çürümüşlüğün içerisindeyiz.

Savruluyoruz ve kurtulmak için nereyi tutarsak tutalım elimizde kalıyor.

Bu noktada dürüst, adaletli, bilime ve liyakate dayanan bir yönetim şekliyle bir kurumun kendini nasıl toparladığını, geliştiğini ve umut verdiğini Kemal Şenocak ile pratikte gördük.

Örnek alınmasını ümit ediyorum…

*

Şenocak, kısa zamanda toparladığı üniversiteyi bıraktı.

Bununla beraber yapılan teklifi olumlu karşılayarak YÖK üyesi oldu.

Kendisine başarılar diliyorum.

*

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kim rektör olarak atanır bunu bilmiyorum, ancak bildiğim tek şey şu: Yeni rektörün işi hem kolay hem zor!

Kolay; çünkü artık başarının tadını almış bir üniversite var, akademisyenleri heyecanlı ve üretmek için fırsat bekleyen bir üniversite; oturmuş sistemi bozmadan ufak dokunuşlarla başarı çıtasını daha da yükseğe çıkarabilecek potansiyeli olan bir üniversite… 

Zor; çünkü dürüstlüğe, adalete, bilime ve liyakate aykırı davrandığı ve üniversiteyi başarısızlığa sürüklediği takdirde karşısında duracak, ‘bu sefer olmaz’ diyerek itiraz edecek bir şehir var!

*

Yeni rektöre tavsiyem, kolay olanı tercih etmesidir...

saglisolluhaber.com

Yorumlar (0)
22
açık

Gelişmelerden Haberdar Olun

@