Unutamadığı üç olayı açıkladı

Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçim iletişim ofisinde Gazeteci Arif Anbar’ın sorularını yanıtlayan CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, milletvekilliği görev süreci boyunca...

11 Mayıs 2023, 22:29
Unutamadığı üç olayı açıkladı

Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçim iletişim ofisinde Gazeteci Arif Anbar’ın sorularını yanıtlayan CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, milletvekilliği görev süreci boyunca etkilendiği olaylardan AK Partili milletvekilleriyle ilişkilerine, Eskişehir’in sorunlarından CHP’nin Eskişehir ve Türkiye iddiasına, seçimde provokasyon olabileceği söylentilerinden vatandaşların şikayetlerine kadar pek çok konuya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte o röportaj:

A. ANBAR: Milletvekilliği yaptığınız süre boyunca sizi en çok etkileyen üç olay nedir? 

J. N. SÜLLÜ: Milletvekilliğim süresince sahadaki çalışmalarımız, vatandaşlarımızın bize sorunları ile taleplerini iletmesi ve meclis çalışmaları sırasında beni derinden etkileyen öyle çok anı biriktirdik ki… Bunlardan hemen aklıma geliverenleri paylaşabilirim... 

1 YILDIR ÇOCUKLARINA MEYVE ALAMAYAN ANNE 

Biliyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partimizin iktidarında gerçekleştireceğimiz ve 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun da çok önemsediği “Aile Destekleri Sigortası” programımız var. Gelir girmeyen ev kalmayacağı, özellikle de yaşanan derin kadın yoksulluğuna çözüm olacak ve kadınlara verilecek kartla yüklenecek maaşı diledikleri gibi harcayabilecekleri destek programını anlatmak için sahadayken pazarda söyleştiğim bir kadının tek bir cümlesi, beni derinden etkiledi.  Söyleşimiz sırasında pazar arabasının kapağını kaldırdığında gayri ihtiyari şöyle bir baktım.  Sadece arabanın dörtte biri doluydu. Kendisine alışverişini bitirip bitirmediğini sorduğumda avucunu açarak sımsıkı buruşmuş bir 5 bir de 10 TL gördüm ve bana bu parayla ne alabileceğine baktığını söyledi. Pahalılıktan ve geçim sıkıntısından yakınırken ekledi: “Biliyor musunuz evde üç çocuğum var ve bir yıldır meyve yemediler” dedi.  Gerisi bende kalsın, ama, 3 torunlu bir anneanne, bir babaanne ve bir milletvekili olarak beni öylesine etkiledi ki bugüne kadar hiç aklımdan çıkmadığı gibi, ülkemizdeki tüm çocuklar için mücadele etmemiz gerekliliğini de unutturmuyor bana… 

RABİA NAZ OLAYI VE OTOPSİ VİDEOSU 

Tüm Türkiye’nin bildiği gibi Giresun Eynesil’de evinin önünde yaralı olarak bulunan, götürüldüğü hastanede vefat eden ve ailesinin intihar ettiğine ikna edilmeye çalışıldığı 11 yaşındaki Rabi Naz cinayetinin çözülememesi, sanıyorum yaşadığım sürece aklımdan hiç çıkmayacak. Ölümünden yaklaşık 2 yıl sonra kurulan “Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması Meclis Araştırma Komisyonu”nda kadın-çocuk konusundaki mücadelem ve verdiğim araştırma önergeleri nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi grubum adına görevlendirilmiştim. Komisyon adeta, Rabia Naz cinayetinin aydınlatılamamasında çok tanınan bir AKP milletvekilinin siyasi baskısı olmadığını ve AKP’li belediye başkanının dahli olmadığını ispatlamak üzere kurulmuş gibiydi. Dava dosyası, polis tutanakları, ifadeler binlerce sayfa okudum, onlarca tanık, dinledik, olay yeri inceleme gezisi gerçekleştirdik, aileyle sık sık görüştüm, gazetecilerle, adli tıp doktorları ile çalıştım. Ve biliyor musunuz, hayatımda ilk kez bir otopsi videosu izledim. Benim için çok ağır bir yüktü. Olayın üzerinden zaman geçmesinin getirdiği kaybolan ya da dikkate ve incelemeye alınmayan deliller, acemice gerçekleşen keşifler, çelişkili adli tıp raporları, yalan söylediğini görüşmelerimizin ilk dakikasında anladığımız yalancı tanıklar, küçücük bir ilçede bozulan sosyal ilişkiler, Ensar Vakfı olayında da görev yapan bizleri intihar olduğuna ikna  etmeye çalışan bir savcı, olayı araştırdığı için bizle bölgeye gelen gazetecilerin göz altına alınmasında kurtarmaya çalışmamız, baba  Şaban Vatan’a tanıklardan uzaklaştırma kararları, daha neler nelere tanıklık ettik. 4 ay süren komisyon toplantıları sonrası hazırlanan Komisyon Raporu’na dedektif gibi çalışmalarımızın ardından tek başıma, tam 35 sayfa şerh yazdım. Ancak, onca çalışmaya karşın olayın aydınlatılamamış olması, hala benim üzerimde inanılmaz bir ağırlık. Umarım bir gün gerçekler gün ışığına çıkar… 

‘KALBİ DELİNENLERİ HİÇ UNUTMAYACAĞIM’ 

Milletvekilliğim sürecinde 35 şehirde saha çalışması gerçekleştirdim. İstanbul seçimlerinde hem oy sayımında hem de seçimlerin yenilenmesinde toplam 30 gün İstanbul’daydık. Sel oldu, yangın oldu gittik, İzmir Depreminde 10 gün İzmir’de kaldım ta ki Rıza Bey Apartmanı’ndan son enkaz çıkarılıncaya dek, çok etkilendiğim olaylar oldu. Ancak sanırım hiçbiri, 6 Şubat deprem bölgesi kadar etkilemedi beni.  Deprem Pazarı Pazartesi’ye bağlayan gece olmuştu, ben Salı Günü zorlu bir yolculuğun ardından Hatay İskenderun’daydım. Tam 18 gün kaldım. Ayağıma giydiğim yün çorabı 10 gün çıkarmadım, yıkanmadık, aç kaldık, kâh uyuduk kâh uyumadık, arabada uyuduk; koşullar çok zorlayıcıydı. Ancak gördüklerimiz o kadar acıydı ki kendimizi düşünecek halde değildik. Enkaz altından yardım çığlıklarını duyduk, enkaz başında bekleyen yakınlarının ekip, ekipman yakarışlarına yardımcı olmaya çalıştık.  Günlerce cenazelerini almak için bekleyenlerin, “ses geliyor” diyen yardım taleplerini duyduk. Battaniyelere sarılmış cesetleri, kefensiz gömülenleri… “20 yıllık kepçeciyim ama hiç enkaz kaldırmadım; birinin kafasını kolunu alacağım diye korkuyorum” diyeni, “eczaneler kapalı çocuğumun insülini göçük altında” diyenleri, yakınlarının elbise eşyalarına sarılıp gözyaşı dökenleri gördük. Enkaz başındakilerin anlattığı her bir hikaye ve anı yüreğimizi dağlıyordu. 9 gün boyunca enkaz başında iki çocuğu ve eşini bekleyen, deprem sırasında Ankara’da olan genel cerrah doktor bir baba, her gün uğradığımda bana aynı cümleleri tekrarlıyordu: “Deprem öncesi akşam oğlum sen benim kalbimsin baba dedi. Kalbimi deldin oğlum.” Depremde tüm kalbi delinenleri hiç unutmayacağım. Ancak, tabloyu böylesine ağırlaştıranın beceriksizlik, koordinasyonsuzluk, bilimden uzaklaşma; yıpratılan kurumlar olduğunu ve sorumlularını da unutmamamız gerekiyor. 

A. ANBAR: Eskişehir’in sorunlarını sık sık gündeme getiren bir isimsiniz. Sizce bu sorunlar niçin çözülemedi? Çözümü noktasında AK Parti Eskişehir milletvekilleriyle temasınız oldu mu?

KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRAL HER AN GÜNDEME GELEBİLİR

J. N. SÜLLÜ: Şehrimizin birçok sorunu var. Elbette her kentin sorunu var. 21 yıllık AKP iktidarı bu sorunlarımızı çözmediği gibi, bizlere hep sorun çıkardı. Mesela Alpu ovası… Ülkemizin en verimli topraklarını en kalitesiz kömüre değişeceklerdi. Buna izin vermedik. Alpulular, CHP vekilleri ve örgütümüz ile omuz omuza vererek buna engel olduk. Ve her zamanki gibi, AKP tarafından engellenmeye çalışıldık. Ama biz kazandık! Şimdi de “gündemimizde değil” diyorlar. Yani her an gündeme gelebilir. Vazgeçtik, yanıldık, anladık değil, gündemimizde değil… Tüm Eskişehirlilerin gönlü rahat olsun, biz buradayız. 

Jale Nur Süllü-Arif Anbar görüşmesine zaman zaman seçim iletişim ofisinde bulunan vatandaşlar da katıldı...

SORUNLAR KONUSUNDA BİLİNMEYENLER 

Daha önce de bakanları olan bir şehir için, ne acı değil mi hala Eskişehir’in 20 yıldır devam eden sorunlarını konuşmak; hatta sorun yaratanları kör göze parmak gibi şehrimizden milletvekili adayı göstermek? AKP iktidarının Eskişehir başta olmak üzere belediyeleri kazanamadığı şehirlerde “götürme, taşıma ve imkansızlaştırma” politikaları son bulacak iktidarımızda. Bakın size birkaç örnek vereyim. Götürme politikasına örnek BOR madenlerini gösterebiliriz. 200 milyar dolar Pazar hacmi olan madenimizi şehrimizden çıkarıp Balıkesir’e götürüyorlar. Katma değerinden hakim oldukları şehirlerde kullanıyorlar. Eskişehir’in payı çok ama çok az.  Bu konu özelinde çok mesai yapacağız… Size Söz. TÜLOMSAŞ taşıma projesi.… Demiryolları merkezi olan şehrimizin kıymetini Ankara’ya taşıdılar… 1896 yılında kurulmuş bir kurumdan bahsediyoruz. Bunların yanı sıra, Frigya Vadisi’ni Afyon lobisinin hizmetine sundular. Şu anda Frigya Vadisi konusunda Afyon’un kültür varlığı algısı oluşturmaya çalışıyorlar… Havaalanımıza gelirsek… Resmen kapattılar… Buradan hava yolu ile ulaşımı imkânsız gibi gösterdiler. Neden? Yüzde 98 hesap hatası yanılgısıyla yapılan Zafer Havalimanı garanti yolcu sayısına ulaşsın diye. Çabalarımız ve Eskişehirlilerin destekleri ile buna izin vermedik. Veremezdik… Termal turizme de değinmek istiyorum. Hiçbir yatırımcının kalkışamayacağı bir proje ortaya koyup, yerel yönetimlerin beceremediği bir proje algısı yarattılar. Halbuki bizim yerel yönetimlerimiz en işlevsel projeyi çoktan kültür ve turizm bakanına iletmişti. Kendi zaman, para ve enerjilerini kullanarak tüm hazırlıkları tamamlanan proje kabul oldu mu? Hayır? 

‘AKP’LİLERİN KAPILARINI AŞINDIRDIK, AÇAN OLMADI’

İşte, ben de bu yüzden “kendine değil, kentine çalışan vekil istiyoruz” diyorum. AKP’li vekiller ile ortak çalışma yapmayı çok denedik. Eskişehirspor’umuzun Spor Toto bütçesinden pay alması için çok çalıştık. Ama hep sonuçsuz kaldı. Alpu Ovası için kapılarını aşındırdık, açan olmadı. “Ölüm yolu” diye adlandırdığımız Seyitgazi ve Alpu yolu hala Eskişehirliler için tehdit. Çok istedik beraber çalışalım, çözelim şu sorunu… Olmadı, oldurmadılar. 

A. ANBAR: Seçime saatler kaldı. Bu noktada Türkiye ve Eskişehir’deki tabloyu nasıl değerlendirirsiniz? Eskişehir’de yaptığınız saha çalışmaları ve elinize ulaştırılan anketlerin sonucunda nasıl bir değerlendirme yaparsınız? 

‘BÜYÜK YALANA İNANMAZSAN DİĞERİNE İNAN STRATEJİSİ’ 

J. N. SÜLLÜ: Türkiye genelinde ilk turda 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olacak. Şu anki çabalarımızın büyük bölümü bu cumhurbaşkanlığı seçimini farkla almak. Tüm seçmenin “artık yeter” dediğini Erdoğan’ın da duymasını istiyoruz. Çünkü ne seçmenini ne de halkını duyuyor Cumhurbaşkanı… Sadece o konuşuyor. Sadece iftira, yalan ve yaftalama ile kampanyasını yürütüyor. Bu seçimi kazandığında halkın ne kazanacağını gelir geçer cümlelerle anlatıyor. Bakın bedava dediği gazın ithal çıktığı söyleniyor. 40 yıl önce kurulmuş üniversiteyi biz kurduk dediği yalanın arkasına ona oy vermeyenlerin terörist olduğu yalanını ekliyor. Büyük yalana inanmazsan, diğerine inan stratejisi… Ama biz hane hane gezip bu yalanları anlatıyoruz halkımıza. Yorucu mu, evet yorucu… Ama enerjimiz hala ilk günkü gibi… İktidarımızda elde edecekleri kazanımları da anlatıyoruz elbet. İşte o zaman “birleşe birleşe kazanacağız” ifadesinin ne anlama geldiğini çok daha iyi anlıyor halkımız. İşte enerjimiz de buradan geliyor. 

‘AKP ESKİŞEHİR SEÇMENİ YALNIZ’ 

Gelelim Eskişehir’e… Bilirsiniz yıllardır Eskişehir’in birçok kademesinde siyaset yapıyorum. Ve sizler de şehrimizin bu siyasi ikliminde yaşıyorsunuz. Diğer siyasi partilerle de görüşüyor, fikirlerini alıyorsunuz, tartışıyorsunuz. Ben size sorayım: herhangi bir seçim döneminde AKP’nin Eskişehir seçmenini hiç bu kadar yalnız gördünüz mü? Bizim siyasi rakiplerimiz nerede? Neden şehrin siyasi ikliminde bulunan insanları siyaset dışı bıraktılar? Bu soruların cevabı çok açık: Oy deposu gördükleri, sorunlarına kulak asmadıkları, “nasıl olsa 3 vekil çıkaramayız, o zaman bizim çocuklar alıp gelsin” dedikleri Eskişehir’in AKP seçmenini siyasetin öznesi olarak görmüyorlar. Çünkü şehrimizin özellikle belediyecilik anlamında ülkemizde özne haline gelmesinin üstesinden gelemiyorlar. Gelemezler de… Çünkü bu topraklardan yayıldı belediyecilik anlayışı ülkemize! İnanın ülke siyasetinde de bir özne durumunda. 

‘ÜÇ MİLLETVEKİLİ BARAJINI GEÇTİK’ 

Anket sonuçlarına gelince… Açıkçası biz anketlerle inanın çok ilgilenmiyoruz. Elbette farklı sonuçlar gösteren çalışmaları değerlendiriyoruz. Ancak görüyoruz ki 3 milletvekili barajını çoktan geçtik. Seçim sonuçlandığında 4. Milletvekilliği almak bizim için sürpriz olmaz. Çünkü adaylarımızla çok çalıştık. Ülke gelenindeki sinerjinin Eskişehir’e yansıması durumunda bazı kesimlere sürpriz gelen, bizim için beklendik olacaktır. Az bir farkla kaçırdığımız kötü senaryoda da daha az üzüleceğiz. Çünkü çok çalıştık… Karşılığını da alacağımıza inanıyorum.  

A. ANBAR: Saha çalışmalarında vatandaşların en çok şikâyet ettiği üç unsur nedir?

‘VATANDAŞLAR BESLENME GİDERLERİNİ KARŞILAYAMAZ HALE GELDİ’

J. N. SÜLLÜ: Saha çalışmalarımız sırasında konuşulan konulardan biri vatandaşımızın hayat pahalılığıyla ve paramızın alım gücünün düşmesiyle yaşadığı geçim sıkıntısı. Vatandaşlar, en temel gereksinimi olan beslenme giderlerini karşılayamaz hale geldi.  Bakın en büyük paramız 200 TL ile 1 kilo kıyma alamıyoruz. Kahvaltılarımızın olmazsa olmazı peynir, öyle değişik pahalı peynirlerden söz etmiyorum, bildiğimiz beyaz peynir. Bir kilosu değil, orta boy bir kalıp 150 TL’den aşağı değil. 2002’de bir çeyrek altın alınan fiyata 1 kilo soğan alabiliyoruz. Marketler de kasiyerler diyor ki: “vatandaş bir aldığı torbaya bakıyor bir de kasada yazan rakama ve hesapta bir yanlışlık mı var diye soruyor.” Kiralar almış başını gidiyor. Elektrik, doğalgaz faturaları can yakıyor, esnaf elektrik yakmadan dükkanında oturuyor; milletçe enerji şirketlerine çalışıyoruz. Emekçi de emekli de esnaf da ay başını nasıl getiririm derdine düşmüş.

‘HALKIMIZ YORULMUŞ, KURTARIN BİZİ BUNLARDAN DİYORLAR’

Geçim sıkıntısı, işsizlik vatandaşımızdan duyduğumuz yakınmalar arasında yer alıyor ancak, en çok duyduğumuz şey “Nefes Alamıyoruz.” Ülkemizde son yıllarda yaşanan olumsuz iklimin vatandaşlarımızın ruh hali üzerinde büyük bir baskı yarattığını görüyoruz. Her gün nefret söylemleri ile seslenen liderler, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı dil, halkımızı çok yormuş. Adalete olan güvenin azalması, yozlaşan kurumlar vatandaşlarımızı bezdirmiş. Kadınlar, gençler geleceğe ilişkin umutlarını, özgürlük alanlarını yitirdiğini dile getiriyor. “Yeter artık, kurtarın bizi bunlardan, çok çalışın“ laflarını duyuyoruz. “Bu sefer, gidecekler değil mi” diye yolda bile çevirip soruyorlar.

SEÇİM GÜVENLİĞİ ENDİŞESİ

Bir de son zamanda duyduğumuz en sık soru, sandık güvenliği ile ilgili. “Sandıklara iyi sahip çıkın, yoksa çalar bunlar” sözlerini sıklıkla duyar olduk. “Bunlar artık bittiler ama, gitmemek için her tür numarayı çevirirler. Aman dikkatli olun” uyarısında bulunuyorlar.  Ben bunu, milletin devletine olan güvenin ne denli sarsılmış olduğunun göstergesi olarak, çok endişe verici buluyorum.  Ülkemizde Osmanlı dönemine uzanan, hele hele 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti demokrasinin seçim geleneğine sahip ülkemizde, halkımızın seçim güvenliğinden kaygı duyması son derece üzücü. Bu adalete olan güvenin ne denli azaldığı, devletin kurumlarının ne denli yozlaştırıldığı ve kadroların liyakatsiz atamalarla ne denli halkın güveninden uzaklaştığının işareti. Şöyle bir geri dönüp baktığımda bu bizzat yaşadığım 14. Seçim.  Hiç kimsenin bu son yıllarda olduğu kadar, seçim güvenliği konusunda endişelendiğini duymadım görmedim. Ancak, vatandaşımızı çok da haksız göremiyorum. LGS, KPSS, Üniversite Giriş Sınavları, İstanbul seçimleri, seçim sırasında bir kararla mühürsüz oy pusulalarının geçerli oluvermesi düşünüldüğünde güven sarsılmasının geçmişte yaşananlarla ilgili olduğunu görebiliyoruz. Ama halkımız endişelenmesin, belki de bugüne kadar hiç olmadığı kadar, seçim güvenliği konusunda   Cumhuriyet Halk Partisi olarak çalışmalarımız tamam.  Millet ittifakının tüm bileşenleri de bu konuda çalışmalarını tamamladı.   Vatandaşlarımız güvenle oylarını kullansınlar. İstanbul’da nasıl başardıysak yine başaracağız. Biz Hazırız. 

A. ANBAR: 14 Mayıs’a kadar ve 14 Mayıs gecesinde herhangi provokasyon bekliyor musunuz, böyle bir duyumunuz var mı, partiniz olası bir provokasyona karşı önlem aldı mı?

‘MİLLETİN HESAP SORMASINDAN KORKUYORLAR’

J. N. SÜLLÜ: Provokasyon bekliyor musunuz derken… Zaten sürekli provokasyon peşindeler. Kendi tabanlarını bir arada tutmak için zaman zaman dinimizi, zaman zaman milliyetçiliği kullanarak ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasetten beslenmeleri yeni bir şey değil ki. Sürekli yapıyorlardı. Ancak seçim sürecine girince iyice sertleştiler.  Çünkü başka çareleri kalmadı. Artık insanlarımıza umut veremiyorlar. Bizim paramızı har vurup harman savurdular, sarayın harcamalarına, uçaklara, korumalara ve tabii yandaşlara. Milletin parasını millete değil yolsuzluklarla, kayırmacılıkla savurdular. Şimdi ise korkuyorlar. Milletin hesap sormasından korkuyorlar. Sadece kanunların, hakimlerin değil, milletin hesabından korkuyorlar.  

‘SÖZDE KÜRDİSTAN, SÖZDE İSLAM KÜRT DEVLETİ DİYENLERİ KÜRSÜLERDE ALKIŞLATIYORLAR’

İktidardan inmeye korkuyorlar. Onun için sana, bana, size, bize terörist diyorlar. Tek vatansever kendileri ve oy verenleri gibi gösterip karşılarındakileri düşman ilan ediyorlar; dinsiz ilan ediyorlar. Terörist sevicileri aralarına alıp, listelerinde yer verip onları aklıyorlar, ceza evinden çıkarıyorlar, alkışlatıyorlar. Hem de bağımsız sözde Kürdistan diyen; hatta onunla da kalmayıp, Bağımsız sözde İslam Kürt devleti diyen, günlerce işkence yapıp kadınları, çocukları öldürenleri yanlarına alıp kürsülere çıkarıp alkışlatıyorlar ve Erzurum’da tetikçilik yaptırıyorlar. Erzurum’da seçilmiş hem de iki kez seçilmiş belediye başkanımız İmamoğlu’na taş attırıyorlar. Bu ne denli korktuklarının göstergesi olmasının yanı sıra aynı zamanda demokrasiye atılan taştır; taş koymaktır. Bunu yapanlar da teröristtir. Kendi erkene aldıkları seçimler için, seçim güvenliğini sağlamaktan sorumlu Soylu’nun “14 Mayıs sivil darbedir diyerek demokrasiye inançları olmadığını da anlıyoruz. “Bahçeli ise alsalar alsalar vücutlarına mermi alırlar” diyecek kadar ileri gidiyor. Erdoğan, en kutsal mekanımız camide muhalefeti yuhalatıyor. “Yuhalama yetmez bunları siyasi mevta yapacağız” diyor. Ülke savunmasından sorumlu bakan “vur de vuralım öl de ölelim” laflarına, “onun da zamanı gelecek” diyerek kışkırtıyor. Düşmana karşı savaşa mı gidiyoruz seçime mi?

‘SANDIKTAN KORKTUKÇA PROVOKE ETMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Ama onlar için bu ölüm kalım savaşı, milletin bekası dedikleri tek bir kişi ve yandaşları. Çünkü öylesine verecek hesapları var ki asla o koltuktan inmek istemiyorlar. Bakın bir dönem milyonlar, Sedat Peker kasetleriyle bir sürü gerçeği öğrendi. Sonra Muhammed diye biri çıktı, bir sürü olay anlatıyor. Ama Ali Yeşildağ diye biri çıktı ki bu Yeşildağ’lar Erdoğan’a yakınlığı ile biliniyor. Tayyip Erdoğan hapisteyken bir suçla Erdoğan’ı korumak için seçerek onu korumak için aynı cezaevine girecek kadar yakın Hasan Yeşildağ’ın kardeşi. Hesap zamanı gelince hırsız önce kendi ortağını satarmış. Paylaşamıyorlar; tıpkı bir zaman kol kola girdikleri FETÖ’cüler ile paylaşamadıkları gibi. Açın interneti izleyin itirafları.  Erdoğan’ın bir usulsüzlükten kaç para aldığını söyledi. 1 milyar dolar… Her gün 5 bin dolar harcasanız dikkat edin günde 100 bin TL eder. Bu para 500 yıl yeter size. 30 milyon dolarını alamayan çekiyor videoları… Bu sadece biri. Daha neler dökülecek bakalım. Yaptıklarının ortaya çıktığını görüyorlar.  Dolayısıyla sandıktan korkuyorlar. Korktukça halkı provoke etmeye çalışıyorlar.

‘VATANSEVER KAMU GÖREVLİLERİNE VE POLİSLERE GÜVENİYORUZ’

Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu bu konuda uyarmıştı zaten. Yapabileceklerini biliyoruz. Ancak biz, son derece sağduyulu biçimde sevgi dilini kullanmaya devam ederek seçim çalışmalarını sürdürüyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun soğuk kanlılığı, olabilecekleri ön görerek yaptığı çağrılar da son derce yerinde… Ne yaparlarsa yapsınlar, kimlere ne talimatlar verirlerse versinler, biz seçmenin sağduyusuna da güveniyoruz. Provokasyonlarla olabilecek olumsuzlukları önleyecek vatansever kamu görevlilerine, polislerine güveniyoruz. Sandıkta uğrayacakları yenilgiden kaçamayacaklarını da biliyoruz.  

A. ANBAR: Son olarak sandığa gidecek seçmene ne söylemek istersiniz?

J. N. SÜLLÜ: Gençlere… Her şey çok güzel olacak!

Kadınlara… Güvenceniz Millet İttifakı iktidarı olacak! Ailenizde aç birey kalmayacak!

Çiftçiye… Bereketli günler sizi bekliyor!

Esnafa… Vergi yükünün altında ezilmeyeceksiniz!

Çalışanlara… Ücret ve maaşta adalet gelecek!

Engellilere… Devletin desteğini her zaman hissedeceksiniz!

Ve AKP’ye şimdiye kadar oy vermiş ve vermeyi düşünen değerli Eskişehirlilere… 21 yılın sonunda refah düzeyinizin ne kadar arttığını düşünmenizi istiyorum. Kimlerin zenginleştiğini, kimlerin yoksullaştığını düşünmenizi istiyorum. Kimlerin terör örgütü temsilcilerini devlet kanalında konuşturduğunu, çadır mahkemeleri ile ülkeye soktuğunu, kimlerin terör örgütleri ile kol kola girdiğini, pazarlık ettiğini hatırlamanızı istiyorum… Şimdi tam zamanı… Gelecek yüzyıla umutla bakmanın tam zamanı… Bunu birlikte başaracağız, Size Söz!

saglisolluhaber.com

Yorumlar (0)
10
açık
banner53

Gelişmelerden Haberdar Olun

@